Atina’ ya gelip te ziyaret etmeden gidemeyeceğiniz bir yer var ise, orası Akropol harabeleridir. Bilindiği üzere antik şehirlerin içinde veya etrafında bulunan yüksek ve sarp tepelerden en stratejik olanı surlarla çevrilir, tehlike arz eden zamanlarda, halkın savunma ve barınma yeri olarak kullanılırdı. Bu şehirlere uç kesimlerde bulundukları için de, uç-şehir anlamına gelen, «akropolis» ismi verilirdi. Yaklaşık her antik şehrin bir de akropolisi mevcuttur. Atina’ daki Akropol ise 156 m yüksekliğindeki, yalnız batı tarafından ulaşıma el veren, sarp bir kayadır. Şehrin en yüksek tepesi olmamasına karşın burasının savunma yeri olarak seçilmesinin sebebi ise, bu kayada su kaynaklarının mevcut olmasıdır.

Tepenin üzerinde ilk yerleşim kalıntıları bizleri neolitik çağlara kadar geri götürmekte. Surlarla çevrilmesi Miken düneminde, MÖ 13.yy’ da gerçekleşmiş, kralın sarayının temelleri ise bugün Partenon ile Erehtiyon tapınaklarının arasında görülebilmektedir. Atena tanrıçasına adanmış ilk tapınak ise, Erehtiyon tapınağı bölgesinde, MÖ 8.yy’ da gerçekleşiyor. Kutsal kaya üzerindeki yapılar son şeklini alıncaya kadar 7 tane irili ufaklı tapınak inşa edilmiş ve yıkılmış. Bu yıkımlardan en etkili olanı ise 480 senesinde Pers istilası ile gerçekleşen yıkımlar. Atinalılar bu yağmayı hiç unutmamış, hatta bu felaketi hiçbir zaman zihinlerinden silinmesin diye, eski tapınak parçalarını görülecek şekilde kayayı çevreleyen surlara entegre etmişler.

Bugün yılda yaklaşık 2.000.000 insanın ziyaret ettiği anıt, MÖ 447 senesinde inşa edilmeye başlamış ve MÖ 432 senesinde tamamlanmıştır. Bu dönem Atina’ nın altın çağı sayılan Perikles dönemidir. Perikles Atina’ yı layık olduğu binalarla süslemek için, dönemin en iyi ustalarını seferber etmiş ve mükemmelliğin sembolü olan Akropolis’ i ortaya çıkarmış.

Kutsal kayaya batı yönünden ulaşılır ve sağ tarafta görünen 6.000 kişilik odeon, yani kapalı tiyatro, görenleri hayran bırakır.

Basamakları çıkarken ziyaretçileri karşılayan, Mnisikles tarafından şekillendirilen, giriş kompleksi olur.

Bu kompleks sol tarafta, antik çağlarda ziyaretçilerin dinlenmeleri için oluşturulmuş sergi odası, sağ tarafta, zafer anlamına gelen, Nike tapınağı ile ortadaki giriş kapısından oluşmaktadır. Nike tapınağı «aptera» anlamına gelen kanatsız sıfatıyla anılır. Bunun da sebebi tanrıça heykelinin, Atina’ yı terk etmemesi için, geleneğe karşı gelerek, kanatsız yaptırılmasındandır. Bu mekanı terk etmeden evvel şöyle bir geriye dönüp manzaraya bir göz atın. Sol tarafınızda göreceğiniz Filopapos mezar anıtı, onun sağındaki alçak tepede halkın toplanıp politik tartışmalarını yaptığı Pnika tepesi, biraz daha sağda rasathane binası ve agora meydanı, en dipte de Pire limanı olacaktır. Sağ tarafınızda, üzerinde kalabalığın bulunduğu kaya Ares kayasıdır.

Filopapos mezar anıtı :

Suriye’ deki Komagene kırallığından sürülen Gaius Julius Antiohus Filopapos’ un mozolesi 115 senesinde, Atina halkının izniyle, Akropol’ ün karşısındaki tepe üzerine inşa edilmiş. Filopapos Atina’ da önemli politik ve dini mevkilerde yer alarak halk tarafından çok takdir görmüş. Anıtın yüksekliği yaklaşık 12 m. Ön kısmı hafif yuvarlak olup, üzerinde dört atlı araba süren Filopapos rölyefi ile kendisinin ve atalarının heykelleri bulunmakta. Lahit ise anıtın arkasında kaide üzerine yerleştirilmiş.

Pnika :

Pnika tepesi antik çağlarda halkın toplantı yeri idi. Kelime itibariyle «kalabalık» anlamına gelmekte. MÖ 6.yy’ da ilk düzenlemeler yapılarak halk konseyi agora meydanından buraya taşınmış. Buna karşılık agora meydanında gizli oylamalara devam edilmiş. MÖ 404 senesinde pnika’ nın yönü değiştirilerek konuşmacı kürsüsü kuzeyden güneye taşınmış. MÖ 330 senesinde ise yeni düzenleme ile toplantı yeri genişletilmiş ve kuzeydeki istinat duvarı sağlamlaştırılarak bir merdiven oluşturulmuş. Kayanın üzerine ise «bema», yani kürsü, oyulmuş. Kaya üzerindeki oyuklar Zeus için adak yerleridir. MÖ 4.yy’ dan itibaren toplantı yeri olarak Dionisus tiyatrosu tercih edilmiş.

Rasathane :

Rasathane Georgios Sinas’ ın bağışlarıyla 1842 senesinde, Theophil Hansen’ in çizimleriyle inşa edilmiş. Dört yöne doğru uzanan yapı haç şeklinde inşa edilmiş. 1884’ te devlet yönetimine giren Milli Atina Rasathanesi aynı zamanda Balkanların da en eski araştırma merkezini oluşturmaktadır.

Ares kayası :

Mitolojiye göre ilk mahkemenin toplandığı yer. Bu kaya üzerinde toplanan Olimpuslu tanrılar, Neptün’ ün oğlu Allirothius’ u öldürdüğü için, Ares’ i yargılamışlar. Allirothius Ares’ in kızına tecavüz etmeye yeltenmiş. Yargılamanın sonunda Ares suçsuz bulunmuş. Bugün bile Yunanistan’ ın Yüksek Mahkemesi «Ares Kayası» ismiyle anılmakta. Sen Pol 51 senesinde sevgi dini sayılan Hıristiyanlığı yaymak için, savaş tanrısının kayasını tercih ederek, sembolik bir girişimde bulunmuş.

Kapıdan girdikten sonra sizi hayran bırakacak manzara görkemli Partenon tapınağı olacak. Dikkat ederseniz sol tarafta büyük bir kaidenin parçalarına rastlayacaksınız. İşte bu kaide üzerinde artık izine rastlanmayan ama antik çağlarda Pire limanından görülebilen, 9 m yüksekliğindeki bronz Atena heykeli duruyormuş, ABD’ deki özgürlük anıtı gibi.

Partenon tapınağı bakire tanrıça Atena’ nın altın ve fildişinden yapılma heykelinin bulunduğu tapınak idi. Bu heykel 12 m yüksekliğinde olup Fidias tarafından bizzat yapılmış.

Ne yazık ki bugün bu heykelden de bir iz yok. Tapınağın mimarları İktinos ve Kallikrates olup, genel gözetim ve heykeller Fidias ve ekolüne aittir. Yapının eni 30,88 m, uzunluğu 69,50 m, yüksekliği ise 13,72 m ‘dir. Bu yapı dışarıdan Dor üslubunda inşa edildiyse de iç tarafında, daha detaylı olan, İon stilini yansıtır. Çatı kısmındaki rölyeflerden batı kısmındakilerde Amazonların Atina’ dan kovulmaları, güney tarafta Sentor’ ların yenilgisi, kuzey tarafta Truva savaşı ve doğu kesimindeyse Olimpuslu tanrıların iktidarı nasıl ele geçirdikleri anlatılmaktadır. Bu dört savaş konusu iyinin kötüyü nasıl yendiği ve ölümsüzleştiği anlamını taşımaktadır. İç kısımdaki zoforos kısmında ise Atena’ ya atfedilmiş Panatinea yortusunu ele alan rölyeflerdir. Çatı kısmındaki batı alınlığında işlenen konu, Atena ve Neptün’ ün, şehrin koruyucu tanrıları olmaları için, yarışmalarıdır. Doğu tarafındaki girişin üzerindeki alınlıkta ise konu Atena’ nın Zeus’ un başından doğuşu olayıdır. Bütün bu heykellerin bulunan orijinal parçaları ve Lord Elgin tarafından İngiltere’ ye kaçırılan parçalar Akropolis müzesinde mevcut.

Bu tapınağa bakarken hiçbir düz çizgiden oluşmadığına dikkat etmek gerekir. Basamakları, sütunları, çatısı dahi düz çizgilerden oluşmamaktadır. Bu ilk defa, 1837 yılında, mimar Ernst Ziller tarafından fark edilmiş ve araştırma konusu olmuş. O zaman neden bu yapının antik çağlarda mükemmelliğin sembolü haline geldiği açıklığa kavuştu. Çünkü bu yapı tektonik bir bina değildi. Çünkü bu yapı sütunlar üzerine oturtulmuş bir çatıdan ibaret değildi. Bu yapı tabiatı konu alan, göz aldanmalarını gideren, perspektif kanunlarının ayrıntılarıyla işlendiği heykel gibi işlenmiş bir eserdi. İşte bunun için taklit edildiyse de, ilham kaynağı olduysa da ötesine geçilememiştir.

Partenon’ dan sonra bayrağın dalgalandığı balkona çıkıp manzaraya bir göz atmak çok uygun. Sağ taraftan devam edip asıl ibadet yeri olan Erehtiyon tapınağını ziyaret etmek uygun olur.

Bu tapınak Atena, Neptün ve Erehteas gibi Atina şehri ile alakalı mitolojik varlıkların tapıldığı kοmpleks şeklinde bir tapınak. Ayrıca bu tapınakta Atena’ nın oğlu Erehteas’ ın Zueus tarafından yıldırımla öldürüldüğü yeri de görebilirsiniz.

Ziyaretçilere en cazip gelen ise Kariates denen genç kız şeklindeki sütunlu mezardır. Bu sütunların da asıllarını müzede görebilir, Elgin tarafından kaçırılan bir tanesinin boş kalan yerini tespit edebilirsiniz.

Akropol harabeleri tabii ki yalnız bu saydıklarımdan ibaret değil. Hem kayanın üzerinde, hem de etrafında onlarca tapınak kalıntısı var. Ayrıca ziyaret edebileceğiniz 12.000 kişilik bir de Dionisos tiyatrosu mevcut. Bu tiyatro aynı zamanda dünyanın ilk tiyatrosudur. Heykelleri ve diğer taşınabilir buluntuları görmek için mutlaka Akropolis müzesini ziyaret edin. Orada sizi aydınlatacak maketler de mevcut.