Monastiraki meydanına Sindağma meydanından metro hattıyla, veya Ermu caddesinde çok zevkli bir yürüyüş yaparak ulaşabilirsiniz. Burasını, Akropolis’ in kuzey yamaçlarında, antik dönemde Atina’ nın kalbinin attığı yer olarak düşünmek lazım. Nitekim bugün Monastiraki, Akropol ve Sindağma meydanı arasında kalan bölgeye Plaka yani eski Atina deniyor. Plaka’ nın dar ama cıvıl cıvıl sokaklarında birçok turistik eşya satan dükkan ve lezzetli yiyecekler bulabileceğiniz tavernalar mevcut.

 

 

Monastiraki meydanında Ermu caddesinden karşıya geçerseniz, gece hayatının çok hareketli geçtiği Psiri bölgesine ya da, metro istasyonunun hemen yanında, İphestou yolundan devam ederseniz, antika eşyaların satıldığı Avissinias meydanına çıkarsınız.

 

 

Ermu caddesi:

 

 

Ermu caddesi adını ticaretin koruyucu tanrısı Hermes’ ten almakta. Adından da anlaşılacağı üzere bu cadde yoğun ticari faaliyetleri ile tanınmaktadır. Büyük mağazaları bulunduran, İstanbul’ daki İstiklal caddesini anımsatan, trafiğe kapalı bir yaya yoludur. Tam ortasında ise Kapnikarea kilisesini bulundurmaktadır.

 

Kapnikarea kilisesi:

 

 

Ermu caddesinin tam ortasında mimarisi bir dantel gibi işlenmiş, 11. yy’ a ait bir kiliseye rastlanmakta. Merkezi yapının mimarisi dikdörtgen haçvari olup, kuzey tarafına 12.yy’ da bir şapel ve batı tarafına narteks eklenmiştir. Kilisenin duvar resimleri 1955 senesinde Kondoğlu tarafından resmedilmiştir. Yapının etrafındaki meydanda oturup soluklanıp, genç sanatçıların resitallerini dinleyebilirsiniz.

 

Pandanassa kilisesi :

 

 

Monastiraki meydanı ismini, meydanın ortasında dikkatinizi çekecek olan, Pandanassa kilisesinden almaktadır. Kilise üç nefli basilika şeklinde, muhtemelen 11. yy.’ da inşa edilmiş. 17. yy.’ da Büyük Manastır olarak anılmasına rağmen, sonraları, vakıflarını kaybetmesinden dolayı Küçük Manastır anlamına gelen Monastiraki adıyla tarihteki yerini almıştır.

 

Cizderiye camii :

 

 

Meydanda dikkatinizi çekecek olan kubbeli, görkemli yapı Cizderiye camisidir. Bu cami, kitabesinden anlaşılacağı üzere, Atina Voyvodası Mustafa Cizdaraki Ağa tarafından 1799 senesinde inşa edilmiş. Antimos’ un günlüğünde anlatılanlara bakılırsa yapımında «Adrian yapısından» bir sütun parçalanarak ve öğütülerek kireç haline getirilip cami inşa edilmiş. «Adrian yapısı» ise Zeus tapınağı olarak yorumlanmış, ancak yan taraftaki kütüphane de olabilir. Neticede Atina halkının şikayetleri göz önüne alınarak Voyvoda, Padişah tarafından, görevinden alınmış. Bugün ise cami, restore edilmiş şekilde, seramik müzesi olarak ziyarete açıktır.

 

İridanos ırmağı :

 

 

Antik çağlarda meydanın ortasından bir ırmak akarmış. Bu ırmak Likavitos tepesinden kaynaklanır şehre hayat verirmiş. Metro çalışmaları yapıldığında tekrar, yeraltından usulca akmaya devam eden, suları oldukça durulmuş olan bu nehre rastlandı. Meydanın ortasında, parmaklıklarla bir balkon görünümü verilmiş, aşağı doğru bakıldığında, Roma döneminde kanalizasyon sularının akıtılmasıyla kötü kokuların önlenmesi için üzeri kapatılmış olan, nehir yatağından arta kalanlar sergilenmektedir. Metro istasyonuna inildiğinde daha detaylı bir arkeolojik alan sergilenmekte.

 

Adrian Kütüphanesi :

 

 

Adrian kütüphanesi, caminin hemen güneyinde görülen, ön cephesi Korent tarzı sütunlarla süslü muhteşem yapıdır. Bu kütüphane MS 132 senesinde İmparator Adrian tarafından Atina halkına kazandırılmıştır. Yapı dikdörtgen biçimde olup ortasında, kenarları 100 adet Frigya mermerinden oluşan, revaklarla süslü bir avluya sahipti. Bugün artık o eski ihtişamını göz önüne getirebilmek için hayal gücümüzü epeyi zorlamamız gerekiyor.

 

Roma agorası :

 

 

Roma agorası Adrian kütüphanesinin hemen bitişiğinde, güney tarafta, bulunmaktadır. Aslında eski agoranın genişlemesiyle ticari fonksiyonların buraya nakledilmesiyle oluşmuş.112 x 98 m’ lik dikdörtgen bir alanı kaplamakta, antik çağlarda ise klasik agoradan mermer bir yol vasıtasıyla ulaşılmaktaydı. Agoranın ortası açık alan etrafıysa, ion sütunlarından oluşan ve dükkanların bulunduğu, revakla çevriliydi. Güney ve doğu tarafları en iyi korunan kısımları. Güney tarafta bulunmuş merdiven bu tarafın iki katlı olduğunun bir kanıtı.

Agoranın hemen batısında ilginizi çekecek olan yapı rüzgar kulesi olacaktır. Bu kulenin üst kısmını rüzgar tanrılarının rölyefleri süslemektedir. Aslında hidrolik bir saat olan bu kule aynı zamanda meteorolojik bilgiler de vermekte, mekanizmasıyla, ibrenin gösterdiği figürle rüzgarın hangi yönden estiğini de göstermekteydi.

 

 

Kulenin hemen kuzeyinde umumi tuvaletlerin kalıntıları mevcut.

 

Fethiye camii :

 

 

Fethiye camii roma agorasının içerisinde bulunmakta. İsminden dolayı caminin Fatih Sultan Mehmed’ in Atinayı 1458 senesinde fethinden sonra inşa edilmiş olabileceği inancı yaygındı. Daha sonra yapılan kazı ve araştırmalar neticesinde, önceleri camiye dönüştürülmüş küçük bir kilisenin yıkılmasıyla, 1668-1670 yıllarında, Girit’ in fethinden sonra inşa edilmiş olduğu kararına varıldı. Cami uluslararası literatürde geçen «quatrefoil plan ya da four leaf clover plan» mimarisiyle inşa edilmiş. Bu 17. yy ‘da İstanbul’ da ve Osmanlı İmparatorluğu’ nun en önemli merkezlerinde uygulanan bir mimari idi. Kubbe dört sütuna oturtulmuş dört tarafında çeyrek kubbelerle desteklenmiş, ön tarafında beş kubbeli bir revakla süslüdür.

 

Medrese :

 

 

Roma agorasının kuzeyinde bulunan medrese 1721 yılında Mehmet Fahri tarafından inşa edilmiş. Zemin kattaki merkezi avlunun doğu ve güney kısımları revak ve hemen arkasındaki hücrelerle, kuzey ve batı tarafı ise yüksek duvarla çevriliydi. Medreseye güney taraftaki büyük kapıdan giriliyordu. Kapalı mekanlar küçük yarım kubbelerle kaplı olup, çatıda birçok yüksek baca bulunuyordu. Yapının kuzeydoğusunda ise duanın yapıldığı ve derslerin verildiği mekan bulunmaktaydı. Bugün korunan kesimleri giriş kapısıyla güney tarafta bulunan bir kısım teşkil ediyor.

 

Abid Efendi hamamı :

 

 

Atina’ da, Evliya Çelebi’ nin anlatımına göre, üç Osmanlı hamamı bulunuyormuş. Bu hamamlardan günümüze ulaşan sadece Abid Efendi hamamı. Hamam iki safhada inşa edilmiş. İlk safha 15-17.yy.’ larda, ikinci safha ise 19.yy ‘da gerçekleşmiş. İlk safhayı oluşturan batı kısım soyunma odaları, ılıklık, halvet yani özel yıkanma odası ve sıcaklıktan ibaret. Ilıklığın ortasında göbek taşı bulunuyor. Tavan fil gözlerinin bulunduğu kubbelerle kaplı. Sonradan eklenmiş kadınlar hamamını oluşturan doğu kesim aynı şekilde soyunmalık, beş halvet, ılıklık ve sıcaklıktan ibaret. Güney tarafta her iki kesim için de kullanılan ortak külhan bulunmakta. 90’ lı senelerde yapılan restorasyondan sonra bu bina Laografi Müzesi’ ne devredilmiş.

 

 

Antik agora :

 

 

Kelime olarak agora antik Yunanca’ da toplantı yeri anlamına gelmektedir. Nitekim anlam itibarıyla «αgora» antik şehirlerde politik, kültürel ve ekonomik etkinliklerin gerçekleştiği yer olarak yorumlanabilir. Burası 8. yy’ dan sonra, artık Akropol yerleşim yeri olarak kullanıma yasaklandıktan sonra, günlük etkinliklerin taşındığı yer olmuş. Asıl görünümünü ise 6. yy’ dan sonra almaya başlamış. Solon döneminde inşa edilmiş kamuya ait binalar, MÖ 480 senesinde Pers istilasıyla harap olduktan sonra, kuzey ve güney tarafta, ortada açık bir alan bırakacak şekilde, tekrar inşa edilmiş ve ilk tiyatro etkinliklerinin gerçekleştiği meydanı da oluşturmuş.

 

İphestus tapınağı :

 

 

Meydanın batısındaki tepe üzerinde, günümüze kadar en mükemmel şekilde korunmuş, İphestus tapınağı bulunmakta. Bu tapınak önceleri Thiseus’ a ait olduğu sanılmış, ancak daha sonra olay aydınlığa kavuşmuş. Mümkünse yakından görülmeye değer.

 

Attalos portikosu :

 

 

Helenistik dönemde (MÖ 159-138) Bergama kralı Attalos tarafından inşa edilmiş Attalus portikusu gerçekten ziyaret edilmeye değer. Bu bina asırlarca agoranın başlıca ticari mekanlarından olduğu halde, MS 267 ’de Atina’ ya saldıran Alman boyları tarafından yıkılmış, 1953-56 senelerinde restore edildikten sonra agora müzesini oluşturmuş. Bu müzeyi gezip meydan hakkında yeterli bir fikir edindikten sonra bu meydanın demokrasinin beşiği olduğu kanaatine varacaksınızdır. Böylece zamanın millet vekillerinin toplandığı, tartıştığı ve hatta yemek yedikleri yerleri bile ziyaret etmeyi ihmal etmeyin.

Meydanda 1000 yılına ait küçük ama görülmeye değer bir de Bizans dönemi kilisesi mevcut.