Kavala’ nın tarihi preistorik çağlardan, günümüzden 20.300 yıl kadar önce paleolitik dönemden başlamaktadır. Yerleşim ise orta neolitik dönemden beri devamlıdır. Yazılı tarihe geçtiğimiz dönemde, M.Ö. 7.yy’ da Taşoz adası tarafından, Trakyalı savaşçı milletlerin hücumlarının önüne geçilmesi için, burada koloni kuruluyor. Böylelikle Neapolis şehri kuruluyor. Roma döneminde Philipoi şehrinin limanını oluşturan Neapolis aynı zamanda Egnatia yolu üzerinde bir istasyon olup, Aziz Pol’ ün ziyareti ile Hıristiyanlığın kabul edildiği ilk Avrupa şehri oluyor. 8.yy’ dan sonra Hristupolis ismini alan Neapolis, 1470’ te Kavala olarak anılmaya başlıyor. Kavala’ nın Osmanlı yönetimine geçişi ise 1391’ de gerçekleşmiş.

Şehrin görüntüsü Kanuni Sultan Süleyman döneminde meydana gelen eserlerle kökten değişmiş. Akropol ve surları yeniden inşa edilip genişletiliyor. Şehir merkezi büyük caminin etrafına taşınıyor. Macaristan’ dan getirilen Musevilerle nüfus artışı sağlanıyor. Yunanlılar, Museviler ve diğer milletler liman etrafında, Türkler ise konağın çevresinde yerleşiyorlar.

Şehrin başlıca gelir kaynağını tütün oluşturmuş. Tütünün yetiştirilmesi, işlenişi ve ticareti Kavala’ dan yapılmış, böylelikle tütün tesisleri sahil kesimlerde inşa edilmiş ve merkeze doğru yayılmış.

Günümüz Kavala’ sı Simvolo dağının yamaçlarında, 74.186 nüfuslu, Makedonya’ nın Selanik’ ten sonra ikinci büyük şehrini oluşturmaktadır. Gelişmesini tabii limanına ve ticaretine bağlamak lazım. Bugün Kavala’ nın başlıca gelir kaynağını petrol sondaj ve arıtma tesisleri ile fosforlu gübre üretim tesisleri, cam ve mermer işleme sanyii oluşturmakta.

 

İbarhim Paşa Camii :

 

 

Merkezi yerde inşa edilmiş cami Kavala’ nın en büyük camisi. Parga’ lı İbrahim Paşa tarafından 1530 senesinde inşa edilmiş. Büyük bir kubbeye sahip olan caminin girişini bir revak oluşturuyor. 1926-7 senelerinde Aziz Nikola kilisesine dönüştürülmüş. Minare kaidesi üzerinde bugün çan kulesi mevcut.

 

İmaret :

 

İmaretin kurucusu Kavalalı Mehmet Ali Paşa. 1817 senesinde askeri alandaki başarılarından dolayı sultan tarafından Ali Paşa’ ya bu binayı inşa hakkı tanınıyor. 1864 senesinde yapılan bazı eklemelerle bina bugünkü halini alıyor.

İmaretin bütün mekanları avluya çevrilmiş şekilde yapılmış. Burada medrese, mescit ve yoksullar yurdu mevcutmuş. Yaz aylarında 60, kış aylarında 300 kadar yatılıyı barındıran kurumun senelik giderleri ise 8.000 altın kadarmış. Mimarisi sade olmasına karşın göze hoş gelen bir görüntü oluşturuyor. 4.160 m²’ lik bir alanı kaplayan imaret bugün otel olarak çalıştırılmakta.

 

Mehemet Ali Paşa konağı :

 

 

Daha önceki binalar gibi konak ta Meryem Ana yarımadası üzerinde yer alıyor. Kavala Mehmet Ali Paşa’ nın doğduğu yer. Bu konak iki katlı olup 18.yy’ da inşa edilmiş bir bina. Dönemin geleneklerine uygun şekilde iki ünite şeklinde inşa edilmiş. Kuzey kesim haremliği güney kısım ise selamlığı teşkil etmekte. Zemin katta bir üniteden diğerine geçilemiyor. Böylelikle iki giriş oluşturulmuş. Bir eksende dönen bir dolap vasıtasıyla erkek ve kadınlar görüşmeden yiyecek servisini selamlığa yapabiliyorlarmış. Yukarı kısımda ise haremlik ile selamlık aralarındaki sofa ile bağlantılı. Konağın içerisinde eşya bulunmamakta çünkü Ali Paşa Mısır’ a taşınmış, ancak duvardaki dolaplarla şömineler mevcut.

 

 

1940 senesinde Demetriades’ in eseri olan ve Mısır’ daki Yunanlıların bağışlarıyla yapılmış heykel konağın önüne dikilmiş. Mehmet Ali Paşa Mora ayaklanmasına karşı mücadele verdiyse de Yunanlılar tarafından düşman olarak kabul edilmemiş, aksine memleketini hiç unutmadığı ve ona sığınanlara yardım edip, Mısır’ da oluşan Yunan kolonisine katkılarından dolayı bu heykelle onurlandırılmış.

 

Kavala surları :

 

 

M.Ö. 5.yy’ da inşa edilmiş surların kalıntıları sur etrafında mevcut. Orta Bizans döneminde 4. ve 6.yy’ larda Julianus ve Justinianus tarafından yaptırılan surlar yeniden inşa edilmiş. 1391 senesindeki Osmanlı’ nın himayesinde surlar kaderine terk edilmiş, ancak 1425 senesinde onarılarak sağlamlaştırılmış. 16.yy’ da Kanuni döneminde Kavala’ ya önem veriliyor. Kara surlarının dışına ek bir dış sur oluşturulmuş. Kaleye giriş üç kapı vasıtasıyla sağlanıyor. 1930 senesinde şehrin genişlemesiyle surların bir bölümü yıkılmış.

 

Su kemeri :

 

Su kemeri gerçekten dikkatimizi çeken, yarımada ile dağı birbirine bağlayan görkemli bir yapı. Bu yapı 16.yy’ da meydana getirilmiş, 6 km’ lik su tesisatının bir parçası. Bu sistem vasıtasıyla şehre kuzeyden su taşınıyormuş. Kemerin kurucusu Kanuni’ nin veziri Pargalı İbrahim Paşa. Uzunluğu 280 m, en yüksek noktası ise 24 m. Yerel granit taşından oluşturulmuş yapının üst kısmında suyun taşındığı oluk mevcut. Görünüm itibarıyla Saraçhanedeki Valens su kemerini andıran bir yapı.

 

PHİLİPOİ (FİLİPİ)

 

Kavala yakınlarında, Doğu Makedonya bölgesinde antik Philipoi harabelerine rastlanılmakta. Philipoi şehri MÖ 360 senesinde Taşoz kolonisi olarak kurulmuş. O zamanlar şehrin ismi Krenides imiş. Daha sonra MÖ 356’ da şehrin Trakaylılar tarafından kuşatılmasıyla 2. Philipos tarafından yardım istenmiş. Philipos şehrin stratejik önemini bildiği için yardımını esirgememiş ve aynı zamanda şehre adını da vermiş. Şehir antik Egnatia yolu üzerinde önemli bir istasyon teşkil etmekle Roma döneminde büyük önem kazanmış. MS 49 yılında Aziz Pol’ ün ziyaretiyle Avrupa kıtasındaki ilk kilise kuruluyor. Aziz Pol verdiği vaazdan sonra tutuklanıp hapsediliyor, fakat korkunç bir depremden sonra gardiyanın Hıristiyanlığa geçmesiyle serbest bırakılıyor.

Philipoi’ de ziyaret edebileceğiniz en önemli kalıntılar 4.yy tiyatrosu, antik agora, akropol, Aziz Pol’ ün hapsedildiği yer olarak bilinen Roma dönemi sarnıcı, ilk Hıristiyanlık dönemine ait üç görkemli basilika ve bir de sekizgen kilisedir.

 

Antik tiyatro (356) :

 

 

 

Basilika B (MS 550) :