Korent’ in tarihi, Akrokorent yamaçlarında ilk yerleşmenin gerçekleşmesiyle, MÖ 5.yy’ da başlar. Coğrafyanın sunduğu elverişli şartlardan dolayı burası bölgeyi kontrol eden ve ahaliye güven sağlayan stratejik bir yer. Korent geçidi yerli halka hem kara, hem de deniz ulaşımını kontrol etme üstünlüğünü tanıyordu. Bu sebeplerden Korent ortaçağa kadar önemini korumuş.

MÖ 8.yy’ da Korent yükseliş dönemine giriyor. Bu dönemde Kipselos soyu Korent’ i yönetirken Korfu ve Sirakusa’ da koloniler kuruluyor. Bu koloniler vasıtasıyla ticarette çok büyük gelişme sağlanıyor. Bütün Akdeniz’ de Korent çömleklerine rastlamak mümkün. Periandros döneminde ise şehir gücünün doruğuna ulaşıyor. Doğu ile olan münasebetlerden dolayı sanatta yeni hayali yaratık motifleri benimsenmiş. Kipselos soyu MÖ 480 senesinde idareden çekiliyor. Buna rağmen ticari gelişme neticelenmiş değil, oligarşi ile de devam ediyor. Ancak bu dönemde tarih sahnesinde yeni bir kuvvet yerini almakta, bu kuvvet ileriki dönemde Korent’ in başlıca rakibi olacak olan Atina.

Korent rakip güç olarak, ta Romalı Mommius’ un taş üstünde taş bırakmayacağı, MÖ 146 senesine kadar varlığını devam ettirmiş. O sene halkın büyük bir kısmı katledilmiş, geri kalanı da esir olarak satılmış. Şehrin en güzel sanat eserleri Roma’ ya götürülmüş ve ancak bir asır sonra MÖ 44 senesinde tekrar yerleşime açılmış. MS 52’ de Aziz Pol Korent’ i ziyaret edip halka vaaz verecek. Şehrin yaşadığı felaketler zinciri 267 Erul, 375 Got akınları ve 521’ de gerçekleşen büyük depremle devam ediyor. Korent’ in Osmanlılar tarafından fethi 1458’ de, bağımsızlığı ise 1822’ de gerçekleşmiş.

Korent 29.787 nüfusa sahip bir kent. Deprem fayı özerinde yer almakta, bu yüzden çok kez yıkıma uğramış. En son 1928 yılında yaşanan felaket sonucu 8.000 kişi evsiz kalmış. O zaman şehir en modern yöntemlerle depreme dayanıklı şekilde tekrar inşa edilmiş. Şehre ulaşım Atina – Patra karayoluyla sağlandığı gibi, 2005’ te işlemeye başlayan banliyö treniyle de mümkün.

 

Korent kanalı :

 

Korent’ e kanal inşa etmenin fikir babası Periandros’ tur. MÖ 600 senesinde bu fikri edinmesine rağmen, inşaatın doğuracağı zorluklar onu ikna etmiş ve diolkos denen taş yol özerinde kızakla gemi taşıma projesine yönelmiş. Daha sonra Helenistik ve Roma dönemlerinde tekrar proje ele alındıysa da neticeye ulaşılamamıştır. MS 67’ de Neron zamanında 3.300 m kazılmış ancak yapı ortada kalmış.

1869 senesinde 168 km’ lik Süveyş kanalı tamamlandıktan sonra Yunan hükümeti kanal açma kararı almış. Enteresan olan Neron döneminde uygulanan projenin en ekonomik proje olarak seçilmiş olması. 1880’ de Macar mühendis B. Gerfer kazılara başlıyor ancak 1890’ da şirketin maliyeti karşılayamama sebebinden dolayı çalışmalar sonuçlanamıyor. En sonunda Andrea Sigros’ un kuracağı şirket ile çalışmalar 1893 senesinde nihayetleniyor.

Kanalın yapımında 12.000.000 m³ toprak kazılmış, uzunluğu 6.346 m, genişliği tepede 35 deniz seviyesinde 24,6 m, yüksekliği 79 m, suyun derinliği ise 8 m’ dir. Her sene Korent körfezinden Saronikos körfezine, ya da tersi olmak üzere, yaklaşık 15.000 kadar gemi bu kanalı kullanmaktadır.

Açılışından bu yana birçok kez kanalın tıkanmasına sebebiyet veren erozyonlar gerçekleşmiş. 1944 senesinde Almanlar Yunan topraklarından çekilirken 60.000 m³ kadar toprak yığılmasını sağlayarak kanalın 5 yıl kadar kullanılamamasına sebebiyet vermişler. Kanalın her iki tarafında suya batan iki köprü mevcut. Bu köprüler aynı zamanda kanal kapağı olarak kullanılıyor. Kanalın üzerindeki köprünün balkonundan veya sefer yapan motorlarla kanalın keyfini çıkarabilirsiniz. Ayrıca macerayı sevenler için yaz aylarında bungy jumping yapmak ta mümkün.

 

Diolkos :

 

 

Daha önce de belirttiğim gibi Korent’ te kanal açma fikrini tiran Periandros öne sürmüştü. Ancak aldığı kehanetler ve projenin zorluğu onun bu planlarını suya düşürdü ve böylece gemileri karadan kızakla taşıma çözümüne yöneldi.

Diolkos 3,5 – 5 m genişliğinde, taşla döşeli bir yol olup, üzerinde gidip gelen tekerlekli bir platform vasıtasıyla gemilerin karadan taşınmasında kullanılıyordu. Korent’ in iki tarafında limanlar bulunuyordu. Bunlardan kuzeyde bulunanı Leheon, güneyde bulunanı ise Kehrees limanıydı. Gemiler limanlardan birinde yüklerini boşalttıktan sonra yelken direkleri ve kürekleri sökülüp, kızakla Korent’ in öbür ucuna ulaştrılıyordu. Orada sökülen parçalar tekrar yerlerine takıldıktan sonra gemi suya indirilip diğer limana ulaştırılıyor ve yeni yolculuğuna başlıyordu. Diolkosun uzunluğu yaklaşık 8 km idi, bugün ise bu yoldan yaklaşık 1 km kadarı korunabilmiş.

 

Akrokorent :

 

 

Korent kanalını geçer geçmez yolun sol tarafında, 575 m yüksekliğinde bir tepeye rastlıyoruz. Bu tepenin ismi Akrokorent olup, M.Ö. 7.yy’ da Kipselos tarafından surla çevrilmiştir. İleriki çağlarda Helenistik dönemden ta Roma devrine kadar çeşitli tadilatlar görmüş. 1210 senesinde Akrokorent Frenkler tarafından, 1458 senesinde de Osmanlılar tarafından fethedilmiş. En son 1827 senesinde Yunan yönetimine girmiştir.

 

 

Antik Korent :

 

1896 senesinde Amerikalıların başlattığı kazılar bugüne kadar devam etmektedir.

 

Apollon tapınağı :

 

 

Apollo tapınağı kaya üzerinde, Dor düzeninde inşa edilmiş, peripter bir yapıdır. Tapınağın kısa taraflarında 6, uzun taraflarında ise 15’ er sütun bulunuyordu. Bugün bu sütunlardan yalnız yedi tanesi ayakta durmaktadır. Bu sütunların iri ve basık sütun başları tapınağın M.Ö. 6.yy’ da inşa edildiğini göstermektedir.

 

Kuzey roma agorası :

 

Etrafı revaklarla çevrili açık bir alan olup, tapınağın kuzeyinde yer almaktadır. Bu revaklarda agora meydanındaki dükkanlar yer almaktaydı.

 

Merkezi agora :

 

Merkezi agora tapınağın güneyinde bulunuyor. Kuzey ve güney tarafında dükkanlarla çevrili olup, batı tarafında altı Roma dönemi mabedi, doğusunda ise İulia basilikası bulunmaktadır. Güney revakın ortasında konuşmacıların kullandığı kürsü bulunmaktadır. Aziz Pol Korent halkına seslenirken bu kürsüyü kullanmış.

 

Leheon yolu :

 

 

Agoranın kuzeydoğusunda yer almakta ve meydana anıtsal bir kapıyla bağlanmaktadır. Taşla döşeli olup, iki tarafı sütun ve adaklarla süslüdür. Yol bu haliyle M.S. 10.yy’ a kadar kullanılmıştır.

 

Çeşmeler :

 

Pirene çeşmesi

 

Çeşmelerden Priene ve Glauki çeşmeleri çok güzel ve ilgi çekicidir. Priene çeşmesi iki katlı anıtsal bir görünüme sahip olup, merkezi agoranın kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Mitolojiye göre Zeus Asopos nehir tanrısının kızını kaçırdığında, Korent kralı Sisifus Asopos’ a gerçeği anlatmış ve karşılığında su sorunu olan şehre bu çeşmeyi kazandırmış. Glauki çeşmesine gelince, kaya içerisine oyulmuş ve odeonun güneydoğusunda bulunmaktadır. Glauki argonotların başı İason’ un ikinci eşiydi. İlk eşi Midia İason’ dan intikam almak için düğün hediyesi olarak zehirli bir elbise göndermiş. Glauki zehrin verdiği acılardan kurtulmak için kendisini bu çeşmenin sularına atmış.

 

Tiyatrolar :

 

Açık hava tiyatrosu M.Ö. 5.yy’ da inşa edilmiş. İlk Helenistik dönemde ahşap sahnenin yerine taştan yapılmış yeni bir sahne oluşturulmuş. M.S. 1.yy’ da seyircilerin bulunduğu amfi yenilenmiş, tiyatro arena olarak ta kullanılmıştır.

 

Odeon

 

Roma dönemi odeon 3.000 kişilik kapasiteye sahiptir. M.S. 1.yy’ da inşa edilmiştir. Attikalı Herod odeonu yenileyip, tiyatro ile odeon arasındaki büyük peristili eklemiştir. Odeon aynı şekilde M.S. 225’ ten itibaren gladyatör arenası olarak kullanılmış.

 

Asklipyon tapınağı :

 

Asklipyon tapınağı Dor düzeninde, M.Ö. 4.yy’ a ait bir yapı olmasına karşın ilk Roma devrinde yenilenmiştir. Tapınağın batısında hastaların tedavileri süresince kullandıkları iki katlı bir yapının kalıntıları bulunmakta. Hastaların adadığı pişmiş topraktan bir çok insan uzvu bugün müzede sergilenip ziyaretçilerin ilgi odağıdır. Bu adaklar da 4.yy’ a aittir.