Selanik Makedonya bölgesinin başşehridir. Makedonya’ nın yerleşimi tarih öncesi devirlere dayanmaktadır. Aksios nehri yataklarındaki Petralona mağarasında bulunan kafatası, günümüzden 250.000 ile 150.000 yılları arasında tarihlendirilerek homo erectus ile homo sapiens arasındaki köprüyü oluşturduğuna kanaat getirilmiştir. Paleolitik çağ aletleri, el baltaları v.s. buradaki insani faaliyetlerin kanıtlarıdır. Neolitik dönem ise Dikili Taş mağarası, Thermes, Tumba v.s. yerleşim yerleriyle temsil edilmektedir. Selanik Avrupa’ dan Asya’ ya geçiş yolu ve sahil üzerinde bulunması, ayrıca topraklarının da verimli olması nedeniyle kesintisiz olarak yerleşilmiş.

Bir Yunan boyu olan Makedonlar 1100 senesine kadar Pindos sıradağlarında hayvancılıkla uğraşarak göçebe olarak yaşamışlar. 1100 civarında bir kısım Makedon Olimpus dağının kuzeydoğusuna yerleşmiş. Bu bölgeden etrafı kontrol etme imkanını sağlamışlar ve nüfusları da oldukça artmış.

MÖ 7.yy’ ın ilk yarısında Makedonların ilk krallığı, başkenti bugünkü Vergina (eski adı Aiges) olmak üzere, Perdikas tarafından kurulmaktadır. Büyük İskender’ in babası 2. Philipos zamanında Makedon Krallığının gücü artacak, ordu yeniden teşkilatlandırılacaktır. Philipos etraftaki Trakyalılarla İliryalıları da hakimiyetine alarak artık Makedonya’ yı imparatorluk oluşturacak seviyeye getirmiştir.

Korinthos’ ta yapılan birleşik Yunan kongresinde Philipos Perslerden MÖ 480 felaketinin öcünü almaya yemin eder. Ancak suikast sonucu MÖ 336’ da talihsiz bir şekilde ölür. Ölümünden sonra yerini oğlu 3. İskender alır ve babasının planlarını gerçekleştireceğini duyurur. Büyük İskender Pers İmparatorluğuna son vererek Hindistan’ a kadar varan evrensel bir imparatorluk kurar. Ancak onun da kaderi talihsiz bir şekilde MÖ 323 senesinde, 33 yaşında ölmektir. Ölümünden sonra devasa İmparatorluk generalleri tarafından bölüşülür ve Mısır, Bergama, Suriye ve Makedonya krallıkları oluşur. Büyük İskender’ in ölümüyle artık Helenistik döneme girilmektedir.

Burada bir parantez açıp tarihi bir gerçeği hatırlatmakta fayda görüyorum, şöyle ki tarih bilgisi olmayan insanlar basit konularda bile kafaları karıştırabiliyorlar. Konumuzda ise basit olan durum Slavların Balkanlara yerleşmeleri MS 7.yy’ da, yani Büyük İskender’ in ölümünden aşağı yukarı bin yıl kadar sonra gerçekleşmiş olmasıdır. F.Y.R.O.M.’ la alakalı başka da hiçbir şey söylemeye gerek duymadan anlatımıma bıraktığım yerden devam ediyorum.

Makedonya krallığında Kasandros iki büyük şehir kuracaktır. Bunlardan bir tanesi ismini taşıyan Kasandriya diğeri ise eşi ve aynı zamanda Büyük İskender’ in kız kardeşi olan Thesalonike yani Selanik’ tir. Hortiates dağı eteklerinde kurulduğu için, tabii savunması ve güvenli limanı olan bir şehir idi. Böylelikle hızlı bir şekilde Akdeniz’ in büyük limanlarıyla bağlantıya geçmiş ve önemli bir ticaret merkezi haline gelmişti. Şehrin surları günümüze kadar kısmen ulaşmış, büyük bir kısmı yok olmuş. Şehir 5. Philipos döneminde son bir defa genişleyecek ve ardından Roma egemenliğine girecektir.

MÖ 168 senesinde Makedonya’ nın son kralı Perseus Pidna savaşında Roma ordusuna karşı yenik düşecek ve MÖ 148’ e kadar kısmi bir otonomiye sahip olsa da krallığı ortadan kalkacaktır.

Selaniğ’ in gelişimi Roma döneminde de ticaret sayesinde devam edecektir. Bunun gerçekleşmesindeki en önemli unsurlardan bir tanesi Egnatia yolunun açılmasıdır. Bu yol MÖ 146’ da yapılmış ve Adriyatik denizi ile Karadeniz’ i birbirine bağladığı için, Roma döneminde olduğu kadar Osmanlı döneminde de önemini korumuştur.

Roma devrinde 4.yy’ da, tetrarşi döneminde Selanik Balkanların başşehri olduğundan, bu dönemde büyük bir imar planı uygulanacak ve şehir doruk safhasını yaşayacaktır. Tetrarşi devasa Roma İmparatorluğu’ nun daha kolay idare edilebilmesi için Diokletianus tarafından ülke yönetiminin, tek imparator yerine 2 Augustus ve yardımcıları olan 2 Sezar’ a, yani dörde bölünmesidir. Bu yönetim şekline göre de Balkanlar’ ın idaresi Sezar Galerius’ a verildi.

Sen Pol 1.yy’ da Hıristiyanlığı yaymak için Selanik’ te halka hitap etmiş, ancak Selanikliler 4.yy’ a kadar pagan dinine sadık kalmışlar. İmparator Theodosius hipodromda gerçekleşen bir arbede vesilesiyle 7.000 kişiyi katletmiş ve Milano piskopos’ u Ambrosius tarafından özür dilemeye mecbur edildiyse de, Selanik halkının Hıristiyanlığa geçişi kati olacaktır.

1387 senesinde şehir 1. Murat’ a vergi vermeye mecbur edilir. 1403 senesinde bu vergiden kurtulduysa da, güvenlik açısından 1423 senesinde Bizanslılar tarafından Venediklilere verilir. 1430 senesinde ise 2. Murat tarafından şehir kuşatılır ve kanlı bir kuşatmadan sonra Selanik Osmanlı egemenliğine girer. İleriki yıllarda şehir kaderine terk edilmişse de, 1492’ de İspanya’ dan kovulan Yahudilerin buraya yerleştirilmeleriyle tekrar canlılığına kavuşur ve bir çok Türk ile Yunanlının da göç etmeleriyle büyük bir gelişme sağlanır.

Yakın tarihe gelindiğinde, 1912 Balkan savaşlarında Yunan ordusu Bulgar ordusundan evvel Selaniğ’ e girerek Bulgar tehlikesini savuşturacaktır. 1913’ te ise müttefik Sırp ve Yunan orduları Bulgar ordusunu yenerek Bükreş anlaşmasını imzalamışlar ve Selanik Yunan topraklarına dahil edilmiş. İlerleyen yıllarda 1917’ de ortaya çıkan büyük yangın, 2. Dünya Savaşı bombardımanı ve iç savaş şehrin çehresini değiştirmiş. Selanik büyük bir imar planına dahil edilerek modern bir büyük şehir görünümü kazanmış ve binlerce insanın göçüne maruz kalmış. Bu göçle beraber elbette ki bütün büyük şehirlerde mevcut olan problemler Selanik’ te de oluştu. Bugün inşa edilen metro ve denizaltı geçidi ile trafik sorununa bir çözüm aranmaktadır.

Antik Agora :

Selanik’ teki antik Agora 2.yy’ da kurulmuşsa da, ilk imparatorluk dönemine ait eski bir agoranın üzerine inşa edilmiştir.

Mermerlerle döşeli kare şeklindeki 20 dönümlük açık alan üç tarafında Korent sütunlu iki katlı revaklarla kapalı idi. Güney tarafında ise zemindeki seviye farkından istifade edilmiş, yarı bodrum revak (cryptoporticus) oluşturulmuş. Kamu hizmeti veren kurumlar agoranın doğusunda yoğunlaşıyordu. Burada darphane, odeon ve kütüphane binaları gün ışığına çıkarıldı. Darphane binasında dört adet metalürji fırını ve çok sayıda çömlek sikke kalıpları bulundu.Odeon’ un sahne kısmı Musa (Zeus’ un kızları) heykelleriyle süslüydü. Bu heykellerden bir kısmı bulundu.

Güneydoğu kısımda MÖ 2.yy Helenistik döneme ait küçük bir hamam mevcut. Roma döneminde burada bir hamam ve palestra (güreş okulu) oluşturulmuş. Bu komplekse ayrıca bir de revak dahil edilmiş. Revakın filpayelerinin iki tarafı insan rölyefleriyle süslü olduğu için bu revaka idoller revakı denmiş.

Selaniğ’ e göç eden Yahudiler bu filpayelere «büyülüler» veya «incantadas» ismini takmışlar. 1862 senesinde bu heykeller Fransaya taşındıktan sonar bugün Louvre müzesinde bulunmaktadır. 1752’ de Stuart’ ın çizdiği eskizler büyütülerek sergilenmektedir. Ön tarafta Nike, Aura, Dioskouros ve Ganimedes, arka tarafta ise Mainada, Dionisos, Ariadne ve Leda rölyefleri bulunan sütunlar, Akropol’ den İngilizler tarafından kaçırılan mermerlerin Selanik’ teki Fransız versiyonunu oluşturmaktadır.

Galerius sarayı :

Galerius tetrarşi döneminde, yönetin bölgesinde başşehir olarak Selaniğ’ i seçtikten sonra sarayını inşa ettirmiş. Bu saray aynı idari merkez olarak 150 dönümlük bir alanı kaplamaktaydı. Sarayın çehresi denize yönelikti. Zemin katta görkemli hamamlar bulunduruyordu. Arkeolojik alanda merkezi avluyu, sekizgen binayı ve nimpheon’ u (çeşme) görmeniz mümkün. Saray kompleksine doğrudan bağlı olan hipodrom’ dan ise geriye kalanlar etraftaki binaların bodrum katlarında korunmuş.

Galerius apsisi :

Galerius apsisi Selaniğ’ in sembolü haline gelmiş, şehir merkezini süsleyen bir yapı. Galerius 305 senesinde Pers kralı Narses’ i yendikten sonra galibiyetinin anısına bu apsisi yaptırmış. Bu yapı 4 büyük filayağı ve 4 adet yardımcı filayağı ile 8 girişli bir kapı oluşturuyordu. Merkezi kısımda ise alçak kubbe ile kaplı idi. Bu yapıdan günümüze ulaşanlar iki büyük filayağı ile bir yardımcı filayağıdır.

Apsis’ in altında Egnatia yolu ile Kral yolu kesişiyordu. Kral yolu güneydeki sarayı, kuzeydeki Rotonda’ ya bağlayan yoldu.

Merkezde bulunan filayakları rölyef bulunduran mermerlerle kaplıydı. Apsis’ in çatı kısmının doğu ve batı taraflarında iki tane üçgen alınlık bulunuyordu. Bu alınlıkların altına ve her bir filayağının üstüne tetrarklara ait birer heykel dikilmişti. Buna göre güneydoğuda Dioklitianus ve Galerius, kuzeydoğu tarafında ise Maksimianus ve Konstanten Chloros’ un heykelleri yerleştirilmişti. İki büyük Filayağından her birinin cephesi 14 frizden oluşuyor. Bunlardan kuzeydeki Pers savaşını, güneydeki ise tetrarkların birliğini övüyor.

Rotond :

Galerius’ un şehre kazandırdığı yapılardan bir tanesi de 306’ da, muhtemelen Zeus için inşa edilen Rotond’ dur (yuvarlak kubbeli yapı).

Binanın, duvar kalınlığı olan 6,30 m hariç, çapı 24,50 m’ dir. Erken Hıristiyanlık döneminde Baş Meleklere adanmış ve kiliseye çevrilmiş. İlk şekliyle Rotond’ un etrafında 8 adet apsis bulunuyordu. Kiliseye çevrildiğinde yapının etrafına yuvarlak revak oluşturuldu ve apsislerin duvarları yıkılarak ana mekanla bağlantı kuruldu. Batı apsisi giriş kapısına, doğu apsisi ise genişletilerek altara çevrildi. Bu revaktan günümüze bir şey kalmadı.

Rotond’ daki mozaikler renkleri ve temalarıyla gerçekten göz kamaştırıcı. Kubbedeki mozaikler üç friz oluşturmaktadır. En üst frizde Hz. İsa dört melek tarafından göğe yükseltilmekte, ancak büyük bir kısmı tahrip olmuş. Çok hasar görmüş olan orta frizde hareket halinde melekler, en alt frizde ise büyük yapıların önünde marterler (inançları yüzünden ölen azizler) görüntülenmektedir. Bu mozaikler muhtemelen 5.yy’ a, Apsis’ teki Analipsis (göğe yükseliş) sahnesi ise 9.yy’ ın sonlarına aittir.

1523 yılında Selanik’ teki Aya Sofya kilisesi camiye çevrildiğinde Rotond Metropol kilisesi olmuş. 1591’ de, apsis’ in arkasında mezarı bulunan, Hortaçlı Şeyh Süleyman Efendi Rotond’ u camiye çevirmiş. 1914’ te tekrar kiliseye çevrilen yapı, bu defa Aziz Yeorgios’ a atfedilmiş. 1920’ de ise dini amaçla kullanıma kapatılan bina artık müze olarak halka açılmış.

Panagia Ahiropietos kilisesi :

Panagia Aheropietos kilisesi üç nefli, çift galerili basilika tarzında, 5.yy’ da inşa edilmiş. Aheropietos sıfatı 1320 tarihli bir evrakta belirtiliyor ve «el değmemiş» anlamına geliyor. Bu kilisede bulunan Meryem Ana ikonasının insan eli tarafından yapılmadığına inanılıyormuş, o yüzden kilise de böyle adlandırılmış.

Bina Roma dönemine ait olan çok büyük bir hamamın üzerine inşa edilmiş. Bu hamamın kuzey ve doğu kısımları, kilise inşa edildikten sonra da işlemeye devam etmiş. Kilisenin uzunluğu 51,90 m genişliği ise 30,80 m’ dir. Orta nefin her iki tarafında 12’ şer sütun bulunmakta. Doğu tarafında, altar kısmında apsis bulunduran yapı, kuzey nefinde de orta Bizans dönemine ait olan Azize İrene’ ye adanmış bir şapel bulundurmakta. Bugün batı kesiminde bir narteks bulunduran yapı, ilk Hıristiyanlık dönemi kiliselerinde alışılan, dış narteks ve atrium da ihtiva etmekteydi. Binanın güneyindeki ek yapı vaftizhane olarak yorumlandı. Ana girişin güney cephenin ortasında yer alması Suriye basilikalarını andırmaktadır.

Yapıda kullanılan mermer süslemeler, karma sütun başları, Marmara adasından getirilen ve zemini oluşturan mermer bloklar, triforyum’ da kullanılan yeşil Thesalya mermerleri göz kamaştırıcıdır. Zemin kattaki kemerlerde ve güney galerinin kemerlerindeki mozaikler 5.yy’ aittir. 13.yy’ a ait olan Sivas’ lı 40 marter mozaiğinden bu güne kadar korunmuş 18 marter ikonası 5.yy’ a aittir. Bu azizler güneydeki sütunların üzerindeki kemer kısmında tasvir edilmiş.

Kilise 2. Murat tarafından Eski Cuma Camiine çevrilmiş. Bu olay yapının kuzey sütunlarından, altar tarafından sekizincisinde bir kitabe ile anlatılmaktadır. Ahiropietos kilisesi Selanik’ te camiye çevrilen kiliselerden ilki olup, aynı zamanda erken Hıristiyanlık kiliselerinden en iyi vaziyette olanıdır.

Agios Demetrios kilisesi :

Agios Demetrios kilisesi ahşap çatılı, narteksli, beş nefli bir basilikadır. Hıristiyanlığın serbest bırakılmasıyla, 313 tarihinde azizin işkence çektiği hamamın üzerine bir şapel inşa edilmiş. Daha sonra bu şapelin yerini 5.yy’ da, İlirya yöneticisi Leondios’ un bağışlarıyla, üç nefli bir basilika almış. Leondios bu bağışı, azizin mezarından çıkan kutsal yağ ile tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktan kurtulduğu için yapmış. Kilise 626 yılında yandıktan sonra yerine beş nefli bir basilika inşa edilmiş, ancak bu basilika 7.yy’ da meydana gelen büyük yangından sonra tadilat görmüş. 1493 yılında camiye çevrildikten sonra 1912’ de tekrar kilise olmuş. 1917’ de çıkan büyük yangında tekrar yanmış ve 1949’ da büyük bir itinayla restore edilmiş.

Kilisenin güneydoğusunda 13.yy’ a ait Agios Eftimios şapeli bulunmakta.

Mozaiklerde azizin gerçekleştirdiği mucizelere ve kilisenin inşasında katkıları bulunan kişilere değinilmekte. Bu mozaiklerin birinde aziz sağ tarafında bulunan bir piskoposun ve sol tarafında bulunan ileri gelen bir kişinin omuzlarını tutmakta. Arka tarafta şehir surlarının mazgalları görülmekte.

1185 senesinde şehre Normandiyalıların saldırmalarıyla azizin relikleri İtalya’ ya kaçırılmış. Bu relikler 1978’ de geri getirilerek gümüş bir lahitin içerisine yerleştirilmiş.

Aya Sofya :

Selanik’ teki Aya Sofya kilisesi haçvari planlı kubbeli bir yapıdır. 620’ de büyük bir deprem neticesinde yıkılan 5.yy’ a ait yapı, 7.yy’ ın sonlarında tekrar inşa edilmiş. 1204-1224 Latin istilası döneminde Latinlerin metropol kilisesi olarak kullanılmış. 1523’ de ise Makdül İbrahim Paşa tarafından kuzeybatı köşesine minare eklenmiş ve camiye çevrilmiş. 1890’ da yanan yapının restorasyonu 1907’ de başlamış ve 1913’ te kilise olarak açılışı yapışmış.

Kilisenin görkemli mozaikleri üç devreye ait. Altar bölümünde apsis kemerindeki mozaikler ikonoklasis yıllarında yapılmış. Aynı dönemde apsiste yer alan Meryem Ana tasvirinin altında İstanbul’ da Aya İrene kilisesinde olduğu gibi büyük bir haç bulunuyordu. Kubbedeki analipsis sahnesi 9.yy’ a ait olup ikinci dönem mozaikleri oluşturmakta. Bu tasvir Makedon hanedanı döneminde yaşanan parlak sanat döneminin bir örneğidir. Apsisteki üçüncü dönem Meryem Ana tasviri 11. ve 12.yy’ a ait olup ikonoklasis dönemi haçın yerini almıştır. Kilisenin duvar resimleri ise 11.yy eserlerini oluşturmaktadır.

Latomu manastırı (Aziz Davut) :

Latomu manastırı 5.yy’ da daha önce var olan Roma dönemi bir yapının özerine inşa edilmiş. Haç şeklinde inşa edilen yapının batı bölümü sonradan yıkıldığı için girişi bugün güney tarafta bulunmaktadır. 1430 tarihinde camiye çevrilen yapı 1921’ de tekrar kilise olmuş.

Manastır 12.yy’ ın duvar resimleri ve 5.yy’ a ait olan Zülkifl peygamber’ in rüyası tasviri ile tanınmaktadır.

Panagia Halkeon :

Kilise eskiden bakırcılar çarşısının yakınında bulunduğu için Halkeon (bakırcılar) sıfatını almış. Giriş kısmında bulunan kitabedeki kayda göre 1028 tarihinde inşa edilmiş. Kuzey duvarında kurucunun mezarı bulunmakta.

Bu yapı da dönemin mimarisi haçvari şeklinde yapılmış. Yapının duvarları tümüyle tuğladan oluşturulduğu için kırmızı renk hakim, dış dekorasyonda ise İstanbul kilise mimarisi görülmektedir. 1430’ da camiye çevrilen yapı kazancılar camisi olarak anılmaktaydı.

Beyaz Kule :

Selaniğ’ in deniz surları 1867’ ye kadar korunmuş olup üç kule bulunduruyormuş. Beyaz Kule ise güneydoğu’ daki kuleyi oluşturuyormuş. Ne zaman inşa edildiği tam olarak bilinmemesine rağmen 15.yy’ a ait olduğu aşikar. Aynı yerde önceleri bir Bizans dönemi kilisesi mevcutmuş. Beyaz Kule ismi 1890 tarihinde idamlık bir mahkum tarafından kireçle boyanmasından sonra verilmiş. O döneme kadar Yeniçeri Kulesi veya Kanlı Kule isimleri hakimmiş. Kulenin çevresinde ise 20.yy’ ın başlarında yıktırılan sekizgen kale bulunuyormuş.

Yedi katlı kulenin yüksekliği 33,90 m çapı ise 22,70 m’ dir. 120 m uzunluğundaki döner merdivenler ise orta kısımda silindir şeklinde 8,50 m’ lik bir merkez oluşturmakta. Kulenin kalın duvarlarında mevcut olan odalarda Selaniğ’ in tarihini konu alan bir sergi oluşturulmuş. Teras kısmında Şehre yüksekten bakma imkanı bulabilirsiniz.

Yeni Cami :

Yeni Cami mimar Vitalliano Poselli’ nin çizimleriyle, 1900 tarihinde Selanik’ te, Hacı Mehmet Hayri Paşa’ nın emriyle yaptırılmış. Caminin harcamaları Müslüman olan Yahudiler tarafından karşılanmış. Bu cami aynı zamanda Selanik’ te inşa ettirilen son camidir.

Dörtgen şekilde oluşturulan yapı kubbeyle kaplıdır. Dış cephede eklektik mimari görülmekte, iç kısımda ise kalem işleri dekorasyona ayrı bir değer katmaktadır. 1925-62 yılları arasında arkeoloji müzesini barındıran yapı bugün sergi salonu olarak kullanılmakta.

Alaca İmaret :

1484 tarihli bina Vezir İshak Paşa tarafından Selanik Valisi olarak görev yaptığı yıllarda inşa edilmiş. Renkli taşlarla süslü minareden geriye kalan bir tek kaide kısmı. Cami bu minareden dolayı Alaca İmaret olarak adlandırılmış.

Şekil itibarıyla yapı ters T harfi oluşturmakta. Kapalı avlu ve ana mekan aynı eksen üzerinde yer almakta ve eşit kubbelerle örtülüdür. Kapalı avlunun yan taraflarında kubbeli odalar mevcut. Giriş bölümünde ise beş adet kubbesi bulunan bir revak bulunmakta. Bu kubbelerden ortadaki daha yüksek ve daha büyüktür.

Bina restore edildikten sonra sergi salonu olarak kullanılmakta.

Bey Hamamı :

Yapı, kitabesinde belirtildiği üzere 1444 senesinde inşa edilmiş. Yunanistan’ da bulunan Türk hamamlarından en büyüğüdür. Ebadı 28 x 44 m olan hamamın erkekler ve kadınlar bölümü vardır. İki bölüm yaklaşık olarak aynı şekilde inşa edilmesine rağmen kadınlar kısmı biraz daha ufaktır. Hamamın bütün bölmeleri kubbelerle kaplı ancak ana mekanlardaki kubbeler daha büyük yapılmış ve sekizgen kasnaklara oturtulmuş. Kubbelerin tepesinde filgözü bulunmakta. Sıcaklık kısmında göbek taşı, etrafta ise halvetler bulunmaktadır.

Hamam 1960’ a kadar işletilmekte ve «Cennet Hamamı» olarak bilinmekte idi. Bugün restore edilmiş vaziyette sergi salonu olarak kullanılmaktadır.

Yeni Hamam :

16.yy’ ın sonlarında Kethüda Hüsrev tarafından inşa edilmiş. Şekil itibariyle soyunma kısmı, ılıklık ve sıcaklıktan ibaret. Kadın ve erkek kısmında soyunma odalarının bulunduğu mekan kubbelerle örtülüdür. Ilıklık bölümü ayna tonozlu, sıcaklık bölümü ise günümüze ulaşamamıştır.

Bina çeşitli kültür etkinliklerinde kullanılmakta.

Pazar Hamamı (Yahudi Hamamı) :

Halil Ağa tarafından 15.yy’ ın sonlarında inşa edilmiş. 1492 senesinde Yahudiler bu bölgeye yerleştirilmişler ve böylece hamam da «Yahudi Hamamı» olarak anılmaya başlamış. Hamamın kapladığı alan 754 m², çatısı ise kubbelidir. Binanın yapımında birçok Roma dönemi malzeme kullanılmış. 1978’ de meydana gelen depremden sonra büyük hasar gören hamam restore edilmiş ve sergi salonu olarak kullanıma açılmış.

Paşa Hamamı :

Hamam, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Selanik sancakbeyi Cezeri Kasım Paşa tarafından 1520 senesinde yaptırılmış. Kadınlar hamamı olarak inşa ettirilen binaya daha sonra eklemeler yapılarak erkeklerin de kullanımına açılmış. Batı kısmına erkeler için soyunma odaları eklenmiş ve orta kısım paylaşılmış. Bu hamam 1981 senesine kadar kullanıma açıktı ve «Feniks» ismiyle tanınıyordu. Restorasyon çalışması halen sürmekte.

Bedesten :

Selanik’ te 2. Mehmet tarafından 1455 yılında inşa ettirilen Bedesten dikdörtgen planlı ve altı kubbeli bir yapıdır. Her bir kenarın ortasında giriş kapısı mevcut. Binanın altı büyük odasını kaplayan kubbeler kurşun kaplıdır. Dış tarafını çevreleyen dükkanlar sonradan inşa edilmiş. Bina depremlerden ve 1917 yangınından gördüğü hasarlar neticesinde birçok tadilat geçirmiş. Halen çarşı olarak kullanılan yapıda zaman zaman sergiler de düzenlenmekte.

Atatürk Müzesi :

Üç katlı, pembe renkli, Osmanlı mimarisi ile inşa edilmiş ev, Türk Konsolosluğunun arka kısmında yer almaktadır. Üçüncü kattaki odalar dışa taşarak cumbaları oluşturmakta. Evin arka tarafındaki bahçede ikinci kata girişi sağlayan merdivenler bulunmakta. Birinci katta görülmeye değer bir şey bulunmamakta, zira burası kiler olarak kullanılmaktaydı. Kiler dışında aynı katta bir de mutfak mevcut. İkinci katta ise salon ve oturma odaları, Zübeyde hanımın odası ve mutfak yer almakta. Mustafa Kemal’ in doğduğu oda üçüncü kattadır. Müzede Atatürk’ ün şahsi eşyaları ve Türkiye’ den getirtilmiş birçok eşya sergilenmekte. 1935 senesinde belediye kararıyla Türkiye’ ye devredilen yapı Selaniğ’ i ziyaret eden Türklerin ilgi odağıdır.

Valilik binası :

Bu bina valilik başta olmak üzere evkaf, tapu, defterdarlık, sulh ceza mahkemesi gibi makamları da barındırmaktaydı. Binanın çizimlerini Vitaliano Poselli üstlenmiş. 1891 tarihli bina dikdörtgen planlı olup, orta kısmında bir avlu bulundurmakta. Rönesans ve neoklasik etkiler yansıtan yapının ön cephesi daha itinalı şekilde oluşturulmuş. Rönesan alınlık klasik üçgen alınlıkla değiştirilmiş. Güney tarafta 1939’ da oluşturulan meydan binayı daha görkemli kılmakta. Bugün Makedonya-Trakya Bakanlığı binası olarak kullanılmaktadır.

Gümrük :

Selaniğ’ in tarihi limanında görkemli gümrük binası yer almaktadır. Osmanlı döneminde Selaniğ’ in ticari merkeze dönüştürülmesi ve çağdaşlaştırılması için yapılan binalardandır. İhalesi merkezi İstanbul’ da olan bir Fransız şirketine verilmiş ve aynı şirket limanı ana demiryolu hattına bağlayan hattı yaptırmakla da yükümlendirilmiş. Binanın çizimleri mimar Eli Modiano’ ya ait. 25 x 200 m ebadında olan yapı Selanik’ te inşa edilmiş ilk betonarme yapıdır. Bugün zemin katın bir bölümü yolcu iskelesi veya depo olarak kullanılmakta, diğer mekanlarda ise çeşitli kültür faaliyetleri yapılmaktadır.